Wednesday, September 29, 2010

New York'da Beş Minare

Amerikalı oyuncu Gina Gershon ve ünlü aktör Danny Glover’in de yer aldığı filmin, Türkiye çekimlerinin ilk ayağı Atatürk Havalimanı’nda gerçekleşti. Atatürk Havalimanı apronunda 215 nolu körük önünde gerçekleştirilen çekimlere, apronda bekleyen küçük yolcu uçağıyla getirilen elleri kelepçeli mahkumun, polis araçlarına alınması sahnesi canlandırıldı.
Kasım ayında vizyona girmesi planlanan ve başrollerinde Haluk BilginerMahsun KırmızıgülMustafa SandalZafer Ergin, Engin Altan Düzyatan, Eşfer Kolçak, Hüseyin Avni Danyal, Salih Kalyon, Murat Ünalmış gibi isimlerin yer aldığı filmin Türkiye çekimleri İstanbulBitlis ve Konya’da gerçekleştirilecek. 
(Bu entry sadece insanların bu filmi hangi arama sözcüklerini kullanarak aradıklarını araştırmak için girilmiştir. Merak :))

Thursday, May 13, 2010

Xing

Xing bir sosyal ağ ama bu ağda video ve resim paylaşmanın ötesinde iş ilişkileri kurabiliyorsunuz. Sosyal ağlar aşina olduğumuz bir durum ancak bilmediğimiz konu içine bu iş kolunu sığdırmak. E pazarlama dersine konuşmacı olarak katılan Xing genel müdürü Hakan Gönenli bize xing.com la ilgili bilmediklerimizden bahsetti.

Open Business Club AG 2003 yılında Almanya’da kuruldu, 3 yıl sonra, 2006 da ismini xing olarak değiştirdi. Çok kısa sürede, özellikle almanca konuşulan ülkelerde hızlı bir şekilde yayıldı. Avrupa’da da ismini duyurmaya başlayan xing, kısa süre 1.5 milyon üyeye ulaştı.

Büyümeyi hızlandırmak için sıfırdan çalışmak yerine, ilgilendikleri ülkelerde var olan benzer networkleri satın alarak güçlü bir sıçrama yaptı. Sırasıyla İspanya’dan eConozco ve neurona yı bünyesine kattı. Sonrasında Türkiye’den Cember.net i satın alarak üyelerini xing e transfer etti. Geçen yılda İtalya’da bir çalışma başlatarak tüm Avrupa’da kullanılan bir business network halini aldı.

Platform, kişisel profiller, gruplar, tartışma forumları, etkinlik duyuruları ve diğer ortak sosyal ağ özellikleri sunuyor. Temel üyelik ücretsiz, ancak bağlantı kurulmamış kişilere mesaj göndermek gibi bazı özellikler temel üyelikte yok. Bu gibi özellikleri kullanmak için premium üye olmanız gerekiyor ve üyelik aylık 5 euro.  Xing https kullanıyor, güvenliğe ve gizliliğe önem veriliyor. Diğer ağlardan biraz farklı olarak, xing, Premium üyelerine doğrudan mail erişimi de sağlıyor.

Xing Türkiye 18 kişilik bir ekip tarafından yürütülüyor. Destek birimler Almanya’dan genel merkez tarafından yönlendiriliyor. Pazarlama, iş geliştirme, satış gibi daha çok operasyonel olan işlevler Türkiye'de yürütülüyor. En büyük rakipler Linkedin.com. Ortalıkta dolanan laflara göre linkedin biraz daha genç işi, xing ise patronlar tarafından tercih ediliyor. Tabi ki klasik ik siteleri (kariyer, yenibiris vb) de xing için birer rakip ancak Hakan bey, bu tür sitelerin zamanla xing modeline benzeyeceklerini düşünüyor.

İnternette var olan çoğu şey gibi xing de süreçleri kısaltmaya yönelik bir uygulama. Rekabetin çok hızlı arttığı bir sektörde artık ben xing e üye olmayacağım demek neredeyse imkansız.

Sunday, April 25, 2010

Mynet

                Eminim ki, şu ana kadar Türkiye’de eli klavye tutmuş herkes, bir kerede olsa mynet.com a girmiştir. İnsanların mynet’i ziyaret etme sebebi farklı olabilir; oyun, haber, video, mail gibi hizmetlerin bir arada sunulduğu bir internet portalı olan mynet, bu özellikleri kullanmak isteyen aylık 25 milyon tekil kullanıcıya hizmet veriyor. Sonuç olarak mynet şu an Türkiye’de en çok ziyaret edilen 5 siteden biri durumunda. Mynet.com'un genel müdürü Sabire Ercan, dersimize konuk olarak mynet’i daha yakından tanımamızı sağladı.
                Mynet ile ilgili istatistiklerden bahsetmenin şu an için çok da gerekli olmadığını düşünüyorum. Hepinizinde tahmin edebileceği gibi, site bu konuda gerçekten iyi bir performansa sahip. Bu başarının arkasında ise Portal kavramı yatıyor. Portal, kelime kökeni olarak, “ana kapı” anlamına geliyor. Sanal ortamdaki kullanım şekli için ise, birçok bağlantı ve özellik barındıran internet sitesi diyebiliriz. Mynet de bu yapıya sahip. Mynet Eksenim, Kavun, Mynet oyun, Video, Beyazperde vb. gibi hizmetleri aynı başlık altında sunuyor. Bir ilgi odağı olarak, tabi ki de gelir kaynağı reklamlar.
                “Türkler karışık sever.” sözünün doğru olduğunu düşünen biri olarak, mynet’in başarısını öngörülebilir buluyorum. Burada karışıklık iyi anlamda, yani birçok şeyin bir arada olduğu yer anlamında. Ancak diğer anlamıyla “karışıklık” mynet için bir sorun. Çok fazla hizmeti bir ana sayfaya sığdırmak bile zor olabiliyor. Ana sayfa tasarımları, bu tür portallar için çok önemli. Siteyi büyütürken sade tutabilmek karşılarına çıkan en büyük zorluk oluyor.
                Sabire Ercan a göre, kurulduğu zamandan bugüne mynet için en büyük tehdit, hızlanarak artan rekabet. Ancak bu rakipler mynet gibi portallardan oluşmuyor, mynet o konuda hâla birinci, mynet’in her bir hizmetine alternatif olabilecek siteler asıl rakiplerini oluşturuyor. Örneğin; mynet eksenim uygulamasının rakibi facebook. Hâl böyle olunca da rekabet inanılmaz boyutlara ulaşabiliyor.
                Benim düşüncem mynet’in “o eski halleri” ‘nde olmama sebebinin, bu rekabet olduğu yönünde. Ancak mynet’in pazarda her zaman müşteri bulabileceğini de düşünüyorum. Çünkü ben pek fazla ziyaret etmesem de, babam ana sayfa olarak mynet.com’u kullanıyor. Belki de mynet için ilk hedef, hedef kitle yaş aralığını biraz daha düşürmek olmalı.

Tuesday, April 6, 2010

Davetiyeniz var mı?

Markafoni, Türkiye'deki alışveriş kültürüne yeni bir konsept getirmiş bir "özel alışveriş" sitesi. Kurucusu Tolga Tatari, bize bu hafta Markafoni’ nin kuruluşundan ve iş modelinden bahsetti.

Özel alışveriş kavramı, temelde sınırlı sayıdaki seçkin ürünlerin büyük indirimler ile kısa sürelerde satışa sunulması anlamına geliyor. Üyeler yalnızca davetiye ve referans yöntemi ile bu kapalı devre satış aktivitelerinden faydalanabiliyor. Yani “bir ürüne bakıp çıkacaktım!” diyemiyorsunuz.

Türkiye'nin ilk özel alışveriş sitesi Markafoni, bir ilke imza atarak Avrupa ve Kuzey Amerika'da milyonlarca insanın yaşadığı özel alışveriş deneyimini Türkiye'ye getirdi. Sitede giyim, aksesuar, spor malzemeleri, kozmetik, oyuncak, teknoloji ve dekorasyon gibi farklı alanlarda ürünleri bulunan seçkin markalar, %70'e varan indirimli fiyatlar ve özel kampanyalarla üyelere sunuluyor. Markafoni, her markanın limitli sayıda ürününe yönelik, 2-5 gün süreli özel kampanyalar düzenliyor. Her yeni kampanya için gönderilen "alışverişe davet" ile üyeler özel fırsatlı ürünlerden haberdar ediliyor. 1,5 yıl gibi kısa bir sürede 1 milyonu aşkın üyeye ulaşan Markafoni, ayrıca hacim olarak Türkiye’nin 4. en büyük alışveriş sitesi. Bu başarının arkasında nelerin olduğunu merak edenler için;

Nasıl kuruldu?
Tolga Tatari ve 4 arkadaşı Fransa’da faaliyet gösteren özel alışveriş sitesi Vente-privee.com dan ilham alarak 6 aylık bir çalışmanın ardından Markafoni.com u kurdular. Kurulum aşamasında Tolga Tatari’nin Bilgi Üniversitesi Görsel İletişim bölümünde aldığı eğitimin de etkili olduğunu düşünüyorum. Markafoni, büyürken peşinden yabancı yatırımcıları da getiriyor ve büyük mali desteklerle büyümesine hız kazandırıyor. Şu an Avustralya’da bir girişimi var (brandsexclusive.com) ve Yunanistan, Ukrayna, Güney Kore için de çalışmalara başlamışlar.  5 kişi ile kurulan bu şirket, şu an 130 a yakın çalışanı ile faaliyetine devam ediyor.

Nasıl tanıtıldı?
Üyeliğin sadece davetiye ve referans yoluyla olması sebebiyle, doğrudan tanıtım pek cazip değil. Tolga Tatari, doğrudan reklamın kullanıcıları ancak, “kullanıcı adı ve şifre giriniz” ekranına götüreceğini söylüyor. Bu nedenle son zamanlarda çok revaçta olan bir terim olan “viral marketing” tanıtım için kullanılan yöntem olmuş. İnsanların birbirine davetiye göndermesini özendirmek için, ilginç bir yönteme başvurulmuş. Davetiye gönderilen kişinin ilk alışverişinden 10 TL gibi bir para kazanıyorsunuz ve bu yolla Markafoni ismini duyurmak kullanıcılar için de avantajlı hale geliyor. Bu yolla dilden dile yayılan markafoni.com şu an ayda 100.000 in üzerinde yeni kullanıcı kaydı ile hızlı bir şekilde büyüyor.

Nasıl kazanıyor?
Kampanyalar üyelere mail yoluyla günlük olarak bildiriliyor. Üye sayısı 1 milyonun üzerinde olunca, bu mailleri saat 07.30 da göndermek için Avrupa’dan bir şirketle anlaşmışlar. Markafoni şu an günde 15.000 adet ürün satıyor. 15.000 ürünün büyük bir bölümü de sabah saat 9-11 arasında satılıyor.  Ürünler tedarikçilerle yapılan özel anlaşmalarla, toptan halde ucuza alınıyor ve yine piyasa fiyatlarının altında satılıyor. Ürünlerin depolanması, hazırlanması ve gönderilmesi de Markafoni’nin günlük işleri arasında.

Nasıl devam edecek?
Yurtdışındaki girişimlerin hepsi tek bir merkezden yönetilecek. Bu girişimlere yazılım ve strateji desteği verilecek, bu da firmaya standartlaştırma ve stratejilerini uygulama kolaylığı sağlayacak. Markafoni ürün yelpazesini de genişletmeyi düşünüyor. Türkiye’de satışı olmayan markaları getirerek müşteri kitlesini genişletecek. Böylece, kişisel kanaatime göre Türkiye’nin en genel “özel alışveriş sitesi” olacak.

Monday, March 29, 2010

cimri

        Bizde bir bilene sormadan bir şey alınmaz, illa ki o işlerden anlayan birisine danışılır. Ancak son zamanlarda her şey o kadar hızlı gelişiyor ki yeni çıkan her ürün hakkında bilgi sahibi olan bir –bilen- bulunamayabiliyor. İşte böyle durumlarda iş başa düşüyor ve belki aylar sürecek bir araştırma-karşılaştırma evresi başlıyor. Aydonat Atasever ve ortaklarının da aynı şeyleri yaşadığı belli çünkü şu an Türkiye’nin en çok ziyaret edilen karşılaştırma sitesi olan cimri.com u kurmuşlar.

        Cimri.com ismi itibariyle bir fiyat karşılaştırma sitesi gibi görünse de aslında ürünler arasında çok boyutlu kıyaslama yapabileceğiniz bir site. Fotoğraf & kamera, elektronik, bilgisayar, cep telefonu, beyaz eşya, oyun & hobi, spor & fitness, saat ve çiçek kategorilerinde indekslenmiş 100.000 in üzerinde ürünü karşılaştırma imkânı sağlıyor. 2008 yılında kurulmasına rağmen ayda 2.500.000 kişi (çoğul) cimri.com u ziyaret ediyor ve şu an Türkiye’de an çok ziyaret edilen 141. Site konumunda. Aydonat Atasever’e göre kısa sürede bu kadar hızlı yükselmek çok da kolay olmamış.

Nasıl kuruldu?
        Kurulma sürecinde 12 kişilik bir ekiple 150.000 ürün tek tek veritabanına alınmış ve bir standartlaştırma çalışması yapılmış. Hazırlık işlemi 18 ay sürmüş ve bu uzun süreçte 30.000 kadar ürün piyasadan kalkmış. Veritabanı şu an da elle beslenmekte ve çalışma ekibi de hemen hemen aynı sayıda. Ekip ürünlerin girilmesinde bazı teknikler geliştirmiş ancak hâla ciddi bir operasyonel işgücü gerektiriyor.
        İş, meşakkatli oluşunun yanı sıra, 18 aylık hazırlık sürecinden dolayı ciddi bir yatırıma da ihtiyaç duyuyor. Bu yatırımı yapan Aydonat Atasever ve ortakları aynı zamanda gittigidiyor.com un da sahipleri. Aslında fikir biraz da buradan geliyor, çünkü gittigidiyor.com un ağababası ebay.com, dünyanın en büyük karşılaştırma sitesi shopping.com’a sahip. Bu da yatırımcı gruba ilham vermiş olsa gerek.

Nasıl tanıtıldı?
        Cimri A.Ş. tanıtım için pek fazla çabalamak zorunda kalmadı. Çünkü en büyük trafik kaynağı googledan büyük oranda organik trafik sağlanıyor. Organik trafik demek, bedava tanıtım anlamına geliyor ki bu da büyük bir reklam giderleri tasarrufu anlamına geliyor. Organik trafikte bu denli yükselmesini de birçok alışveriş sitesi ile olan bağlantıları sağlıyor. Küçük bütçeli bir TV reklamı ile de desteklenen tanıtım kampanyası kısa sürede cimri.com u 141. sıraya taşımış.

Nasıl kazanıyor?
        Cimri.com da listelenen sitelere, cimri.com üzerinden geçişlerden tıklama başına para alınıyor. İlginç bir şekilde bu 100 tık tan 2 tanesi alışveriş ile sonuçlanıyor, Aydonat Atasever’e göre bu oran dünyada 1 ile 1.5 arasında değişiyor, bu açıdan cimri.com muadillerine göre başarılı diyebiliriz. Tek gelir kaynağı sağlanan geçişler değil. Proje tabanlı reklam anlaşmaları da gelir sağlıyor.

Nasıl devam edecek?
        Bir mağazaya girip, beğendiğimiz ürünün adını yazarak cimri ye göndereceğiz ve bize, belki karşı caddedeki mağazada, aynı ürünü daha ucuza alabileceğimizi bildirecek. Böylece cimri internet ortamından yayılarak gerçek hayatta da memnuniyetle kullanabileceğimiz bir sistem haline gelecek.

Saturday, March 27, 2010

Biletler biletix'te!

“Biletix 2000 yılında, Türkiye’de etkinlik organizatörleri için daha verimli bir satış ağı oluşturmak ve etkinlikler için bilet satış hizmeti vermek üzere, iki girişimci Ali A. Abhary ve Dave W.Dornerın Koç Bilgi Grubu ortaklığı ile kuruldu. Kuruluşu ile birlikte Biletix, çok kısa bir sürede, etkinlikler hakkında bilgi ve bilet alınabilecek ilk ve merkezi bir kaynak haline geldi.”



        Biletix hepimizin haberdar olduğu bir isim. Belki maç bileti için önünde saat 6.00 da kuyruğa girdik, belki de sadece Biletix.com dan ilgimizi çeken bir konser için bilet aldık. Belki biraz daha aşina olanlar çağrı merkezlerini kullandı. Ancak bugüne kadar Biletix in nasıl kurulduğunu, hangi aşamalardan geçtiğini hiç düşünmedik galiba.

        Biletix’in kurucuları Ali Abhary ve Dave Dorner 1997 yılında Boston da bir danışmanlık firmasında çalışırken, firma tarafından Türkiye’ye gönderiliyorlar. Türkiye’deki çalışmaları sırasında - çalışmalarıyla bir alakası olmadığı halde- Biletix gibi bir sistemin boşluğunu hissederek üzerinde düşünmeye başlıyorlar. Kısa süreli bir araştırmadan sonra uygun potansiyeli görüyorlar ve işlerinden ayrılarak bu yola baş koyuyorlar.

        Araştırma sürecinde birçok farklı bilet satış sistemi örneği inceliyorlar. Konu üzerinde öngörüler ve iş modelleri oluşturmaya çalışıyorlar. Biletlerini satmayı düşündükleri organizatörlerin ve kuruluşların fikirlerini alıyorlar. Aynı sırada da yatırımcıların kapılarını tek tek çalarak fikirlerini anlatıyorlar.

        İki girişimci yatırımcılarını sadece Türkiye içinde değil yurtdışında da arıyorlar, çünkü Türkiye’de ne kadar çok yatırımcı ile görüşürlerse, fikirlerinin çalınma ihtimalinin o kadar çok artacağını düşünüyorlar. Sonunda fikirlerine sıcak bakan İngiltere kökenli bir şirketle görüşüyorlar. Tam bu sırada 17 Ağustos depremi gerçekleşiyor ve İngilizler yatırımla artık ilgilenmediklerini belirtiyorlar.

        Bunun üzerine iki girişimci, Türkiye içindeki potansiyel gruplara ağırlık vermeye başlıyor. Fikirlerini anlattıkları iki grup, Koç ve Turkcell grupları, ilginç bir şekilde aynı gün aynı saatte görüşmek ve anlaşmak için randevu istiyor. Yapılan görüşmeler sonunda Koç grubuyla anlaşılarak 2000 yılında Biletix kuruluyor.

        Biletix in yaptığı iş temelde biletlerini satmak istedikleri müşterilerle yapılan sözleşmelere dayanıyor. Ayrıca, bilet fiyatlarının belirlenmesi ve sponsor ilişkileri ile ilgili olarak da danışmanlık sağlıyorlar. Sponsor danışmanlığının önemli olduğunu belirtiyorlar çünkü Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülkede sponsor gelirleri biletlerden elde edilen geliri aşabiliyor. Araştırma aşamasında fikirlerine sıcak bakmayan müşteriler (buradaki müşteriler, organizatörler) Koç grubunun dahil olmasıyla birlikte, güven duymaya başlıyorlar. Fikrin sahiplerine göre koç grubu güven konusunda işlerini epey kolaylaştırıyor.

        Biletix hayata geçtikten sonraki sürede karşılaşılan sorunlar ve güçlükler, öncesinde yapılmış olan iyi bir iş planı sayesinde kolaylıkla atlatılıyor. Şöyle ki; hazırlık sürecinde öngördükleri problemler, 2001 – 2005 yılları arasında tam da düşündükleri şekilde karşılarına çıkıyor.

        Zamanla piyasaya bazı rakipler dahil olsa da en büyük pay yine Biletix’te kalıyor. Sürekli geliştirilen iş modelinin de yardımıyla, 2004 yılında kâr etmeye başlıyor. Ekim 2006 yılında da dünyanın en büyük bilet satış şirketi olan Ticketmaster’a satılıyor.

        Ali Abhary ve Dave Dorner bu satışı en baştan planladıklarını söylüyorlar. Buna yönelik olarak tüm sistemi Ticketmaster’in sistemine çok benzer şekilde kurmuşlar ve bu özellikleri onlara satışlarında kolaylık sağlamış. Girişimciler, iş modellerini kurarken, bu işi nasıl sonlandıracaklarını da düşünmelerinin faydalı olduğunu söylüyorlar.

        Ali Abhary ve Dave Dorner planlama aşamasındaki durumlarını, amaçlar ve zorluklar başlıkları altında şöyle topluyor;

        Amaçlar;

        · Yeteri kadar müşteri,

        · Yatırım yapılacak para,

        · Başkası yapmadan önce yapmak.

        Zorluklar;

        · Para,

        · Tecrübesizlik ( Kendi işlerini kurma ve bilet satışı),

        · Öngörülen her şeyin sadece teoride olması,

        · Yalnızca iki kişi olmak.



        Bu iki başlıktaki etkenlerle başa çıkmak için iş modeli üzerinde iyi düşünmeleri gerekiyordu. Bunu başarabilmek için de uzmanlardan oluşan bir danışmanlar kurulu oluşturarak ciddi yardımlar aldılar. Herkesin hemfikir olduğu konu Biletix isminin yaygınlaşması ve güven duyulması idi. Güven konusu koç grubuyla yapılan ortaklıkla halledilmiş oldu. İsmin yaygınlaşması için de pek bir şey yapmalarına gerek kalmadı çünkü işin özelliğinden dolayı bu kendi kendine gerçekleşiyor.

        Biletlerini satacakları organizasyonların afişleri şehrin her yerindeki panolarda boy gösterirken, hemen altında da Biletix logosu bulunuyor. Çünkü organizatörler biletlerinin nerede satıldığını kendi reklamlarında göstermek istiyorlar. Yardım organizasyonları gibi işlerde de destek sağlayan Biletix, kısa sürede, çok hızlı bir şekilde istediği noktaya ulaşıyor.

        Biletix’in yeni hedefi bilet fiyatlarının değişkenliğini arttırmak. Örneğin bir futbol maçında 4 ya da 5 gibi farklı fiyat seçeneği oluyor, bunlar da koltukların yerine göre değişiyor. Yerleştirmek istedikleri sistem uçak koltuklarının fiyatlanma sistemine benziyor. Boş kalan koltuklara son dakikada daha düşük fiyata alıcılar bulunabilmesi, erken ve toplu alımlarda fiyat indirimine gidilmesi gibi yollarla organizasyondan maksimum verim elde edilmesi hedefleniyor.
        

Wednesday, March 10, 2010

Rüya mı?





Esentepe metro çıkışından çıkmış eve gidiyorum, her zaman ki gibi bu yolu hızla kat etmek ve eve gidip uzanmak için can atıyorum. Ancak evin bulundugu sokaktan çok parlak bir ışık huzmesi yayılıyor, adımlarımı hızlandırıyorum.
Köşeyi dönünce karşımdaki manzaraya bakarak şok oluyorum. (Generals oynayanlar için Amerikanın super weapon u particle cannon) Tam bizim apartmana çakılmış bir ışık demeti gökyüzünde yükseliyor. Apartmanın önündeki kalabalıktan mahallede ayarsız ses tonu ile ün yapmış komşu çocuğuna soruyorum hayırdır? diye.
- Hah geldi! İşte bu arkadaş da o dairede kalıyor diye bağırıyor, bunu duyunca aynı hızla dairemize koşuyorum.

Kapının önünde iki tane Clone Trooper (evet Star Wars daki beyaz elemanlar). Beni görünce kenara çekiliyorlar içeri giriyorum. Salonda R2D2 ve Star Wars da bulunmayan bir karakter (yine bir robot) Digiturk kutusuna taktıkları kablolarla dünyamız televizyonlarından bilgi toplamaya çalışıyorlar. Ama televizyondan sürekli Dest-i İzdivaç, Yalçın Çakır'la Acı umut gibi programların görüntülerinin inceleniyor olması, beni bir dünyalı olarak kaygılandırıyor. Duruma müdahale ederek "...bunları kaydetmeyin bunlar uydurma, gerçek dışı şeyler" diye haykırıyorum. Haberleri açın haberler iyidir diyorum, hem toplu halde bilgi güzel olur diye robota akıl veriyorum.


Tabi ki bu aklı beleşe de vermiyorum, karşılığında bana vaat edilen, "çok hızlı kitap okuyabilme becerisi" ni de işlem sonunda flash bellekle beynime yüklenmesi yoluyla alıyorum. Bu beceriyi de Dostoyevski' nin çağa damgasını vuran romanı Suç ve Ceza üzerinde deneyerek teyit ediyorum.
Rüyanın ilerleyen bölümlerinden kopuk kopuk sahneler hatırlasam da bugünlük rüyanız hayrolsun programının sonuna geliyoruz. Yorumlayacak arkadaşa plaket vermeyi de boynumun borcu olarak görüyorum.
(Not: Yorum için birkaç ipucu; Geçen gün izlemeye başladığım V isimli dizi ve tekrar izlemeyi aklımdan geçirdiğim Star Wars serisinin etkisi göz önünde bulundurulmalı.)

Ali